Elden ele, gönülden ele…

Iğne oyalı ipeğin serüveni; dut yaprağından tırtıla, kumaştan mendile…

Insanların “en güzel, en narin” olarak değerlendirdiği, o nadide kumaşların dokunduğu, yeryüzünün bilinen en sağlam ipliğini üretmek içindir bütün çaba. Minicik bir ipek böceği, kendisini ördüğü kozanın içine hapseder, sonra kendini bir kelebeğe dönüştürür. Kısacık ömrünü bir güzelliğe ve zarafete adamıştır.

İpek kumaşın oluşumunda emek ve adanmışlık saklı. Biz onu işlerken de aynı özveri ve adanmışlığı devam ettiriyoruz.

Incecik dokumasından, bir tel ip çekmekle başlıyoruz, sonra o yoldan ayırıyoruz kumaşın parçalarını birbirlerinden. Buharın sıcaklığında, kırışıklıklarından arındırıp pürüzsüzleştiriyoruz zarafetle.

Mendil olmak üzere üst üste dizilmiş tüy gibi hafif parçalar, Sufi bir hanımın elinin ilhamındaki fırçanın ince dokunuşu ile şenleniyor.

Gücüne güç katması, kuvvetlenmesi için kardeş parçası ile dört bir kenardan birleşiyor.

Şimdi daha da süslenme vakti. Anadolu’nun “ana”larının ellerine doğru yolculuğa çıkıyorlar Ödemiş’e… Dört bir kenarları iğne oyası ile bezeniyor, ipeğin zerafeti, iğne oyasının zarafetinde harmanlanıyor.

Yeniden İstanbul yolu görünüyor, geri dönüş zamanı bir kez daha buharın sıcaklığı ile buluşup, pürüzsüz olma, zerafetini kusursuz kılma zamanı…

Elden ele geçen bu emek yolculuğu nihayete ermek üzere.

Ve elden ele ilerleyen bu emek zincirinin sonucunu gönüllerinde yaşatacak ve onlara dokunacak yeni ellerle buluşmak üzere onları koruyacak olan paketlere girerek yolculuklarını tamamlarlar.

Scroll to top