NEDEN İĞNE OYASI ;

Halı, kilim, hat gibi el sanatları tüm dünyada bu güne kadar Türk adı ile birlikte anılmış, popülerliğini korumuştur.

Kültür mirasımızın ihmal edildiğini düşündüğümüz kulvarı olan iğne oyası, bizim için birden fazla sebeple önem taşıyor. Halkımızın duygularını yansıtırken, yaşanan dönemin gerçekleriyle renklenen bu eserleri, saf ipeklerle aslına uygun olarak güne kazandırmak bizi çok heyecanlandırıyor.

Yaşanılan dönemin şartlarını, kadınlarımızın mutluluklarını, hüzünlerini, mücadeleci ruhlarını en naif şekli ile sergiledikleri iğne oyası bize tarihimizin derinliğini hatırlatırken, güncel hayata farklı bir perspektiften bakabilmeyi sağlıyor.

İşte bu sebeplerle “iğne oyası” hayatımızın çok önemli bir parçası… Hayatımızın naif dokusu…

İĞNE OYASI ;

Oyacılık bir örgü sanatıdır. İnce ya da kalın büklümlü çeşitli cinste ipliklerin; iğne, mekik, şiş gibi basit araçlarla ve el yardımı ile sırasıyla birbiri üzerine ilmiklenerek tutturulmasından meydana gelen işlere ‘’örgü’’ diyoruz.

Bu örgüler yapılış teknikleri bakımından; düğümlü, düğümsüz, kafesli, kafessiz; veya benzetme yoluyla pirinç örgüsü, badem örgüsü gibi adlar alıyor halk arasında. Oyacılığın örgü sanatı içinde kendine özgü bir yeri var. Bu sanat ilk bakışta dantel sanatı gibi görünürse de pek çok bakımdan farklar gösteriyor. Dantel iki boyutta olup bir alan meydana getirir ve mutlaka bir eşyaya dikilirler. Oysa oya üç boyutlu olup başlı başına bir süs eşyası olarak kullanılabilir. Bu bakımdan oyacılık yapma çiçek sanatına daha yakındır.

Genel olarak bir tanım vermek gerekirse; oyacılık; süslemek ve süslenme ihtivacı ile yapılan ve tekniği örgü olan bir sanattır. Oyayı dile getirirken kendisine benzettiğimiz ‘’dantel’’ Avrupa’da 16. Yüzyılda ortaya çıkıyor. 1954 yılında dantel olarak Fransız Akademi sözlüğüne geçmiş ve öteki diller için de kabul edilmiştir. Bazı örgü adlarının Ege masallarında geçtiğini görüyoruz. İlk örnekleri de balık adlarıdır. 1905 de Mentiz kazılarında bulunmuş örneklerden bu sanatın İ.Ö. 2000 yıllarının öncesine ait oldukları tespit edilmiş. Diğer bazı kayıtlardan da iğne ile yapılan örgülerin 12. Yüzyılda Anadolu’dan Yunanistan’a , oradan da Italya yolu ile Avrupa’ya geçtiğini öğreniyoruz.

“Oya” sözcüğünün diğer dillerde bir karşılığı olmaması bu sanatın Türk sanatına özgü bir yaratma olduğunu gösteriyor.

Günümüze ulaşabilmiş en eski tekstil ürünü olan oya örnekleri yüz, yüz elli yıllık bir tarihe sahiptir. Eskiden özellikle doğal elyaflı ipek ve pamuk ipliğiyle yapılan oyalar bu günlerde sentetik elyaflı iplerle yapılmaktadır.Bunların hepsinin ayrı bir adı ve hikayesi bulunmaktadır. Kırmız biber oyası , gelinin kaynanası ya da kocasıyla arasının iyi olmadığı, rozet oyasının ise askerden kahramanlık ve madalya ile dönen eşi için bir gurur ifadesi olması gibi anlamlar ifade eder. Eski Türk geleneklerine göre yeni gelinler öyle pek fazla konuşmaz, gelinin başındaki yazma ve oyaları konuşur sanki. Çeyizlerin en önemli parçalarıdır oyalı yazmalar.

Gelincik oyalı yazma gelin kızındır. Narin ve zarif güzelliği el dokununca gelincik çiçeği gibi solup, bozulacağını söyler. Karanfilli yazma oyaları çeyizde sevilen aile efradına hediye edilecek yazmalardandır. Aynı zamanda gelin namzedi kızımızın başına, güzel kokularla bezensin diye karanfillerle kenarları çevrili bir yazma eşlik eder.

Menekşe oyası çeyizde evdeki görümceye verilir ki çabuk kısmeti çıksın da evden uzaklaşsın diye. Bir başka ilde ise manası bambaşka çıkar karşımıza: geçen yüzyılda kızlarımızın büyükler karşısında çok konuşması ve her halini anlatması ayıp sayılırdı. Hatta hanımlar için desek abartmış olmayız sanırım. Bu sebeple sıkıntısını ifade etmek isteyen gelin kız derdini oyalara döker karşı taraftan da bu manaya karşılık gelmesini beklerdi. İşte bunlardan biri “Hercai Menekşe Oyası” ile bezenmiş bir yazmadır. Eşinin gözünün dışarıda olduğunu fark eden gelin kızımız hercai menekşeli oyalarını aylarca düğüm düğüm hazırlar. Bu süreç onun için mananın güvencesi gibi işler ve emin olur ki eşi “hercai” bir adamdır. Menekşe Oyalı yazmasını kuşanıp, kayınvalidesini ziyarete gider. Kayınvalide bunun anlamını bilir “Ben eşimle bu konuda yüzgöz olmak istemem. Kulağını çekmek size yakışır” diye haykırıyor gelinin yüreği… Böylece gerekli uyarı damadın annesi tarafından kendi oğluna yapılır ve bizim morlu mavili sarılı güzelim menekşelerimiz genç bir hanımın en iyi sırdaşı olur. Nice hikayelere eşlik eder Anadolu’nun oyaları…

Her il ve bölgenin oyası kendine has özellikler içerir. Bazen renk, büyüklük, bazen de bir sıra dışı renkle imza olur. Botanik bahçesi gibi çalışan ,oyalarıyla bu bahçenin çiçeklerini gönülden düğüme aktararak yapan illerimizde muhteşem “Anadolu Tasarımcı”larımız var.

Çok marifetli bölgelerimizden Kütahya’nın Zembil oyası, zor ve emek isteyen oya olduğundan kayınvalideye verilen yazma kenarındadır. Kayınvalide tarafından geline hediye edilen gelin parmağı oyalı yazma memnuniyet ifadesi yanı sıra gelinin on parmağında on marifet ve hüner var ifadesidir. Badem çiçeği oyalı yazma takan sözlü genç kızın evliliği onayladığını anlıyoruz.

Tarsus’un marifetli ellerinde, “kütüle” denilen meşakkatli bir oya yapılır. Kütüle adındaki bu çiçek oyayı, gelin eltiye verir ki aramız çiçek gibi olsun diye. Aynı manayı içeren Kütahya’nın çilek oyası da gelinin görümceye aramız mis kokulu şekerli olsun diye armağan ettiği bir oyadır. Erik çiçeği mutlu gelinin yazmasının oyasıdır. Gelin annesini ilk görmeğe gittiğinde takar ki annesinin içi rahat etsin gittiği yeni yuvasında gönlü hoş, varlığı hoş karşılanmıştır. Kocası tarafında iyi davranılmayan huzursuz bir ortamdaki gelinin yazmasının oyası ise kıllı kurt oyası olduğu görülür. Bu oyalı kızın imdat çağrısı sayılabilir.

Bütün oya yapan illerimizin ortak yaptığı ,hikayesi ortak ,en meşhur oya ise botanik bahçemizin de vaz geçilmezi “Biber Oyası”dır. Kimse rahatsız etmesin lütfen !.. dercesine kullanılan, Anadolu’daki tabiriyle “ilişmeyin” dercesine bir kırmızı biber oyası. Eşine yahut çocuklarına kızan hanım başına taktığında işte tam olarak yalnız kalmayı istiyorum demek yerine biberli oyasıyla geziniyorsa etrafta …sakının kendinizi.
Eğer bu kırmızı biberli oya bir kayınvalidenin başını süslüyorsa …vay gelinin haline. Yaktım çıranı gelin diye haykırır biberleri ki biz bu durumda ortadan kaybolmayı öneriyoruz J.

Anadolu’nun güzel hikayelerini birkaç sayfaya sığdırmamız mümkün değil. Botanik başlığı altında, ilgili oyaların minicik bir bölümüne değindik, daha neler neler çeyiz sandığımızda. Araştırmalar sonucu yüzyıllar öncesine dayanan “Oya” işlerimiz hakkında anlatacak daha çooook şey var…

Scroll to top